28 Nisan 2012 Cumartesi

Turizm Animasyonu Bölümümüz TRT 1 Canlı Yayındaydı...


   26 Nisan 2012 Perşembe sabahı Çeşme Turizm ve Otelcilik Yüksek Okulu "Turizm Animasyonu" bölümü olarak TRT 1'de canlı yayındaydık. Sevgili meslektaşlarım ve iş arkadaşlarım Yonca Ginyol'un açılış konuşması ile başlayan ve  Mehmet Karaman'ın son sözleriyle noktalanan video'da bölümümüzü tanıttık. Ben deniz 1.sınıf öğrencilerimin başında makyaj dersindeyim. Animasyon bölümü öğrencilerimiz sahne makyajı ve sahne dekoru çalışırken görüntülendiler, ayrıca kendi kişisel yeteneklerini de sergilediler. Yaklaşık 15 dk canlı yayında kaldık. Tam bir gurur kaynağı oldu benim için. Dokuz Eylül Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi "Sahne Sanatları"nda aldığım kaliteli eğitimi kendi öğrencilerime aktarabildiğim için daha da bir gururlandım. Diğer birkaç Üniversitede açılmış olan aynı adlı bölümlerden farkımızı da ortaya koymuş olduk. Kaliteli hocaların elinde yetişen, sahne sanatları ile (dekor, kostüm, makyaj, kuramsal ve sahne-oyunculuk, dans, müzik) yoğrulan kaliteli öğrencilerimizle basit, eğlencelik bir bölüm olmadığımızı göstermiş olduk .........

"Okulumuzun icra etmiş olduğu gösterileri youtube adresinden takip edebilirsiniz..."




10 Mart 2012 Cumartesi

KOLONİ - Jean Christophe Grange

Jean Christopge Grange'ın okuduğum son romanı "Koloni" hakkındaki düşüncelerimi paylaşmak istiyorum...

Onlar Çocuktular...
En mükemmel elmasların saflığındaydılar...
Ne ufak bir lekeleri...Ne de en ufak bir kusurları vardı...
Ve ne de en ufak bir günahları...
Ama onların saflığı kötülüğün saflığıydı...


   Jean Christophe Grange'ın hikayesi Paris’te bir Ermeni katedralinde işlenen bir cinayetin ardından başlıyor. Hikayeyi genel olara emekli olmuş Ermeni ve yaşlı bir polis olan Lionel Kasdan'ın gözünden okuyoruz.  Kasdan cinayeti anlamlandırmaya çalışırken, gayri resmi olarak yürüttüğü soruşturmada hep bir adım önde olmaya çalışıyor. Son davası olarak gördüğü bu cinayet soruşturması hem kendine bir "ikinci" emeklilik hediyesi hem de kendi kilisesinde öldürülen bir dost'a - Wilhelm Goetz - karşı son görevi olacaktır.
   Olaylar geliştikçe Grange'ın muhteşem hikaye kurgusuna hayran kalıyorsunuz. Yarattığı karakterler kesinlikle yüzeysel değil. Baş karakter olan Lionel Kasdan'a Kitabın başlarında genç bir polis - Cedric Volokine -  katılıyor. Biri yaşlı ve huysuz emekli bir polis, diğeri Çocuk Bürosu’nda görevli, ancak açığa alınmış uyuşturucu müptelası genç bir polis. Cinayetin; cinayetlerin arkasındaki sırları açığa çıkarmak için  birbirlerine ihtiyaçları vardır, birbirlerini tamamlamaktadırlar. Ancak bu cinayetler sıradan bir seri katilin, eskiden kalma bir hesaplaşmanın ya da sapıkça bir ilişkinin intikamı ihtimallerinden hiçbiri değildir. Herkesin bir sırrı vardır. Cinayetler, soruşturma ve katilleri; hem Kasdan hem de Volokine'in geçmişiyle bağlantılı saklı kalmış, her iki polisin de, kendilerine bile itiraf edemediği sırlarını ortaya çıkaracak ve hayatlarını değiştirecektir. Muhteşem bir hikaye ve insanın fiziksel ve ruhsal sınırlarına dair inanılmaz bir keşif...
   Kitabın içeriği hakkında bilgi vermektense şu cümleyi kurmayı tercih ederim : Alın, okuyun ve hayran olun ! Koloni diğer romanları; Taş meclisi, Kurtlar İmparatorluğu, Siyah Kan, Kızıl Nehirler kadar muhteşem. Bu adam gerçekten iyi yazıyor ...

15 Ocak 2012 Pazar

... CAN VERMEK ...

    Hiç yoktan bir karakter yaratmak zahmetli ve sabırlı olunması gereken bir iş. Yarattığınız karakterin sizin hayatınızda yarattığı etkinin, reel hayatta sizin ona yüklediğiniz anlamı taşıyor olması gerekir bence. Parmaklarınızın ucunda şekillenen yüzü ve kişiliği içinizden, derinlerden bir parçanızdır. Bir başladınızmı kendiliğinden gelişiverir. Eğer iki adımda bir durup nasıl olması gerektiğini düşünüyorsanız ya da olması gerektiği gibi yapmaya çalışıyorsanız sizden değildir o kukla. Size ait değildir, İçinizden bir parça yoktur. Ne zaman yarattığınızın, bir duruşu, ifadesi ve karakteri oluverdiğini ve en önemlisi bunun nasıl oluverdiğini şaşkınlıkla seyrediyorsanız, işte o zaman kendi parçanızdan katmışsınız demektir. Can vermişsiniz demektir......







1 Aralık 2011 Perşembe

KÜÇÜK ALTIN BALIK

               Dekor ve Kostüm tasarımını ve uygulamasını yaptığım "küçük altın balık" adlı çocuk oyunu 3 Aralık Cumartesi günü ilk oyununu oynuyor. Çalışırken hem çok yorulduk hem de çok eğlendik. Tüm çalışma arkadaşlarıma ve Mavi Sanat ekibine teşekkür ederim...


11 Temmuz 2011 Pazartesi

Kurt ve Kızlar ...

       Sevgili meslektaşlarım ve çok sevdiğim arkadaşlarım Harika Derya ERTEN, İbrahim GÜNGÖR ve Mehmet KARAMAN ile beraber gerçekleştirdiğimiz küçük ortak bir projeydi kurt ve kızlar. Kurt, yaşlı nine ve 3 tane birbirinden hınzır kırmızı başlıklı kızlarımızın olduğu bu projeyi yaparken çok keyif aldık. Hikaye Mehmet KARAMAN, kuklalar bendeniz Erdem ACAN ve Harika Derya ERTEN tarafından oluşturulan projemizde yönetmenlik ve tüm sahne üstü aksiyonu da İbrahim GÜNGÖR üstlendi. Dokuz Eylül Üniversitesi ÖZDEMİR NUTKU sahnesinde kısa bir gösteri olarak sunduğumuz oyunumuzun kuklalarından bir demet...







9 Temmuz 2011 Cumartesi

PRAQUE QUADRENNİAL

       16 - 19 Haziran tarihlerinde, 4 yılda bir yapılan Prag tasarım fuarı olan Quadrennial'e katılma şansı elde ettim. Amatör - Öğrenci işleri - kategorisinde Dokuz Eylül ve Mimar Sinan Üniversitelerinin ve Profesyonel kategorisinde Devlet Tiyatromuzun katıldığı fuarın bu yılki teması "yolculuk"tu. Katılımcıların işleri 5 katlı ana bina'da sergilendi. Bir gün de bitmeyecek, sadece ana binadaki işler için 3-4 gün ayrılması gereken bir organizasyondu...
       Sergilenen işlerin arasında en çok ilgimi çeken küçük beyaz bir oda oldu. Camdan yapılmış ve iç tarafı beyaza boyanmış ve duvarlarını sizin tasarladığınız - daha doğrusu nasıl görüneceğine sizin karar verdiğiniz - bir oda düşünün. İçeri girip elinize duvarı kazıyacak herhangi bir nesne alıyorsunuz ve ne yapmak istiyorsanız nasıl görünmesini istiyorsanız bundan sonrası size kalıyor. Bunun yanında geçen yıllarda kostümün ağırlıkta olduğu fuarda karşılaştırma yaparsam bu yıl kostümden çok dekor ve 3 boyuta ağırlık verilmiş olduğunu söyleyebilirim. Organizasyonun Prag gibi bir şehirde yapılması da Quadrennial'e ayrı bir hava katıyor. 
       Sokakları, düzeni, mühteşem binaları, tarih kokan mekanları ve kendisine hayran bırakan tiyatro yapılarıyla tam bir sanat şehri Prag. Hemen hemen her sokakta kukla satılan bir dükkan görebilirsiniz. Devlet tiyatrosu sahnesi'nde Graffiti adlı oyunu seyretme fırsatını buldum. Gerçekten muhteşem. Oyun sırasında fotoğraf çekemedim ama oyundan önce salonun birkaç fotoğrafını çekebildim. Quadrennial sergi binası, interaktif oda ve Prag Devlet Tiyatrosu Sahnesi'nden birkaç anı...









       

7 Temmuz 2011 Perşembe

BECERİKSİZ KORSANLAR

TİYATRO BİLGE BECERİKSİZ KORSANLAR  (Çocuk Oyunu)
Yazar: Yasemin TÜZÜN
Yönetmen: Yılmaz TÜZÜN
Müzik: Cem İDİZ
Dekor - Kostüm - Kukla: Erdem ACAN , Nurhan ÇAL
Dans: Yasemin TÜZÜN
Kaptan: Yılmaz TÜZÜN Bilge Dede: Necmettin AMAÇ
Makarnacı: Necip Yener ÖNDER-Mete Ferit CAN Minik: Yasemin TÜZÜN
Kuklacılar... Papatya/Çocuk: Lale BAŞARA Ağaç/Maymun: Mehmet Cem ARKON

7 Mart 2011 Pazartesi

İzmir 5. Uluslararası Kukla Festivali

      Açılış törenini Japonya'dan Masaya Kiritake'nin "Otome Bunraku" ve Rusya'dan Tchemodan-Duet Kwam'ın "Dört Kol Çengi" gösterilerinin süslediği, Selçuk Dinçer'in Direktörlüğünde 9 Mart 2011 Çarşamba günü başlayacak olan Uluslararası İzmir Kukla Festivalini kaçırmamanızı öneririm. Zira 16 ülke, 31 kukla tiyatrosu grubu, 34 oyun, kentin her yanında 30 gösteri mekanı, 120 temsil, 2 uluslararası sempozyum, 3 sergi, workshoplar ve daha birçok etkinlik festival kapsamında yer alacak. Jüri üyeleri arasında değerli hocalarımdan Dokuz Eylül Üniversitesi Oyunculuk Anasanat Dalı Başkanı Prof. Dr. Hülya NUTKU ve değerli meslektaşım Ege Üniversitesi Turizm Animasyonu Bölümü kurucusu ve Öğr. Gör. Yonca GİNYOL 'da var...

27 Şubat 2011 Pazar

Anılar......

Bilgisayarımda ki fotoğraf arşivlerini karıştırırken eski anılardan birkaç kare gözüme ilişti. Okul yıllarımda yaptığım kostümlerden birkaçı... Ne çabuk geçmiş yıllar!  






30 Ekim 2010 Cumartesi

"Karton Saray" Üzerine...

Oidipus'un kendi krallığında merdivenleri bir bir inişine tanık olduğumdan beri düşünme aşamasında kalmıştı bu "saray". O yedi basamağı önüne serdiğimde şaşkınlıkla sormuştu bana: "Yedi?  Bir anlamı var mı? Benim için önemli değil aslında, ben inerim. Sen istiyorsan..." Sadece şanslı sayım olduğunu düşünmüştüm ilk başta, ama onun çöküşüne dair zihnimde oluşan yedi katmandı o merdiven. Bir kralı ölüme götürmek hiç de kolay değil. Ölümden kastım düşmek! Bir kral için ölümden beter... Yıllar sonra dönüp eski döküntülere baktığımda anladım zamanının geldiğini. Bana kartondan bir saray ve gümüş gri karton bir taç gerek...